TSK, Emniyet ve MİT’in Taşınır Mallarını Birbirine Devretmesi - DERİN KUVVETLER

9.3.2022 15:52:00

Resmi Gazete’nin 7 Ocak 2021 tarihli sayısında yayımlanan “Türk Silahlı Kuvvetleri, Milli İstihbarat Teşkilatı, Emniyet Genel Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı Taşınır Mal Yönetmeliği Milli güvenlik, kamu düzeni ve kamu güvenliğini ciddi şekilde tehdit eden terör, toplumsal olaylar ve şiddet hareketlerinin meydana gelmesi durumunda TSK, Emniyet ve MİT, taşınır mallarını herhangi bir şarta bağlı olmadan birbirine devredilecektir“

Boğaziçi Üniversitesi’nde Rektör protestosuna yönelik polis müdahalesi tartışılırken yapılan bu mevzuat değişikliği pek konuşulmadı, konuşanların çoğu da eleştirilerinde daha çok toplumsal olaylara müdahale şeklinde yorumlamıştır.

Farklı bir bakış açısı getirenlerin bir kısmı bu değişikliğin daha çok iktidarın değişmesi halinde güç kullanımını yasal zemine oturtmak olarak algılamıştır.

Toplumsal olaylarda göstericilere karşı ağır silah kullanılması kargaşanın büyümesine neden olacağı için kolluk güçleri (polis, jandarma) yasalar gereği hafif silahlarla donatılmıştır.

Terör olaylarının bastırılmasında ise daha kapsamlı silahların kullanılabilir fakat terör olayları ile toplumsal olayları birbirinden ayırmak lazım. Ufak çaplı toplumsal hareketlerde bu tür silahlar kullanamazsınız.

Bu ileride bir karışıklık, kargaşa, suiistimal gibi sebeplere neden olabilir. Özellikle TSK'nın kullandığı silahlar savaş için temin edilmiş sistemleridir. Bunların halka karşı kullanılması istismarının ne gibi travmalara yol açtığını 15 temmuzda maalesef gördük!

TSK'dan bunların transferleri başladığı zaman suiistimallere sebebiyet verecek ve önceden öngörülemeyen bazı art niyetli kişilere de fırsat verebilir. Dikkatli olmak gerekir.

Emniyet teşkilatının da TSK araç gereçlerinden faydalanacağı ifade ediliyor. Tank, zırhlı araç ihtiyacı olursa alabilecek mi? Sosyal hareketlerin arttığı dönemlerde sosyal toplumsal hareketlere karşı kullanabilecek mi? Böyle bir sınırsız bir durumun olup olmayacağı tartışma konusu. Bunun alt düzenlemesi var mıdır? Sınırlar belli mi? Hangi malzeme alınıp verilecek ve verilmeyecek.

Bunlara eski vaktinde çok tartışılan bir örnek verebiliriz.

Tansu Çiller’in Başbakanlığı sırasında Batman Valisi Salih Şarman, PKK’ya karşı kırsal alanda kullanmak için, çoğu köy korucularından olmak üzere 1000 kişilik ‘’özel bir birlik” kurmuştu. 

Daha sonra Başbakanlık Kullanımı Destekleme Fonundan karşılanan para ile  ve 1994-1996 yılları arasında Bulgaristan ve Çin'den 1 trilyon 450 milyar liralık silah alınmış bu silahların 660 milyarlık kısmı kayıp olmuştu.

Bir diğer örnek ise yine vaktinde çokça tartışılmış olan Genelkurmay Elektronik Sistemler Komutanlığı (GES) fazlasıyla teknik ve ancak uzmanının konuşabileceği GES konusu,

Türkiye’nin en yüksek kapasiteli istihbarat ve dinleme üssü olarak bilinen Genelkurmay Elektronik Sistemler Komutanlığı (GESKOM), 1 Ocak 2012'de GES Komutanlığı’nın Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığına Devrine Ait Protokol ile MİTGES Başkanlığı olarak MİT Müsteşarlığına bağlanmış. 15 Mayıs 2012 tarihinden itibaren "Sinyal İstihbarat Başkanlığı" (SİB) olarak değiştirilmişti.

GES Komutanlığı’nın bu özelliği, tıpkı Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’a suikast girişimi iddiası sonrasında Seferberlik Tetkik Kurulu’nun aranması örneğinde olduğu gibi, son soruşturmalar çerçevesinde değişmişti.

Genelkurmay Elektronik Sistemler, MİT’e devredildiği zamanlarda MİT Müsteşarı Hakan Fidan, “Gölbaşı’ndaki bu tesisin MİT’e devriyle milli istihbarat yeteneğinin topluca görülebileceğini, istihbaratta kaynak israfı ve/veya duplikasyonun önlenmesinin amaçlandığını “söylemişti.

Kısaca Türkiye’nin en büyük askeri dinleme üssü sivil kontrolüne girmişti.

Burada çok tartışılan konulardan biri GES’in devri sonrası Genel Kurmayın gözü, kulağı olan bu komutanlığın kaybı ile artan PKK’ya saldırıların istihbaratının alınmasının GES devrine bağlanması idi.

Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz, CHP Genel Başkan Yardımcısı Umut Oran'ın önergesine verdiği yanıt, Genelkurmay Elektronik Sistemler (GES) Komutanlığı'nın MİT'e bağlanmasının ardından, 2012 yılı içerisinde terörle mücadele kapsamında verilen şehit sayısının yüzde 50'ye yakın bir oranla arttığını ortaya koydu.

Zamanın CHP İstanbul Milletvekili Umut Oran'ın soru önergesini yanıtlayan zamanın Milli Savunma Bakanı Yılmaz,” 1 Ocak-31 Ağustos 2011 döneminde 52 personelin şehit düştüğünü, GES Komutanlığı'nın MİT'e devredilmesinin ardından 1 Ocak-31 Ağustos 2012 döneminde ise 72 personelin şehit düştüğünü açıklamıştı.

Oran, “Sayın Bakan GES'in MİT'e devrenin ardından özellikle arazideki askere bilginin, duyumun, istihbaratın aktarılmasında gecikme yok diyor ama maalesef verdiğimiz şehit ve yaralanan asker sayılarımız kendisini doğrulamıyor” demişti.

MİT’in esas işi istihbarattır.

Beş buçuk yıl önceki bir devire hatırlatmanın sebebi 15 Temmuz darbe girişimi.

Girişim başarısız olsa, büyük bir yıkımın eşiğinden dönsek de meşru bir soru, uzun süre önemini koruyacak çünkü,

Cumhurbaşkanı’nı öldürmeyi hedeflemiş, sivil halkın üzerine bomba atacak, tank ile kolluk kuvvetlerine ateş açacak kadar gözü dönmüş, çalışma arkadaşları ile çatışıp ya da çatışmadan infaz etmiş, Genelkurmay Başkanı’nı sırtından vurabildiği, öngörülenden çok daha yaygın ve sistematik olduğu her geçen gün daha iyi ortaya çıkan FETÖ taraftarlarının kanlı darbe girişiminde istihbarat zafiyeti var mıydı?

TSK’nin o gün yaptığı açıklamada, MİT’in darbe istihbaratını 15 Temmuz saat

16.00 sularında, Genelkurmay Başkanlığı’na aktarmış,

Peki Genelkurmay Başkanı Akar’ın darbe hazırlığını öğrenerek Hava sahasının uçuşlara kapatılması, uçaklara havalanma yasağı, araç hareketliliğinin durdurulması yönünde verdiği emirler neden uygulanmadı?

Bu sorunun yanıtı Abdülkadir Selvi’nin Hürriyet’teki yazısında: “TSK’de yapılan araştırmada, darbe hazırlığı yapan paralel cunta elemanları, bu talimatların birliklere iletilmesini engelliyorlar.”

Bu bilgiler bize istihbaratın eksikliğini göstermekte.

Örneklerde olduğu gibi yanlış ellerde çok tehlikeli ve suiistimal edilebilecek bir durumdur. 

“TSK, Emniyet ve MİT, taşınır mallarını herhangi bir şarta bağlı olmadan birbirine devredilecektir’’ mevzuat değişikliği.

Cumhurbaşkanlığı'na bağlandıktan sonra yurt dışı operasyonlarına ağırlık veren MİT'in envanterinde askeri araçlar bulunuyor.

Bunların başında çeşitli tipte özel jetler, helikopter ve uçakların yanı sıra İHA ve SİHA’lar da yer alıyor.

MİT, envanterindeki ANKA-I ve TB-2 Bayraktar İHA ve SİHA’lardan oldukça etkili bir şekilde faydalanıyor.

Mevzuattaki bu değişikliğe bir başka açıdan bakarsak Türkiye uzun süredir yurt dışında Askeri operasyonlar icra ediyor.

Libya, Suriye gibi harekât bölgelerine araç ve ekipman sevk edilmesinde yaşanan ağır bürokrasiyi hafifletmek veya tümüyle devre dışı bırakmak için mevzuat değişikliği yapılmış olması mümkün.

Bu tartışmalar yaşandığı sırada gözden kaçan başka bir teslimat yapıldı.

Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanı İsmail Demir,” Emniyet Genel Müdürlüğü'ne T129 Atak helikopterinin Faz-2 versiyonunun üçüncüsünün de teslim edildiğini” duyurdu

1980'lı yıllarda Emniyetin envanterinde silah ve teçhizat olarak eksiklikler, vardı fakat bunlar zaman içerisinde giderilmiştir.

Önceki yıllarda Emniyetin envanterinde olan ve ağır silah statüsünde kabul edilen silahların, Türk silahlı kuvvetlerine devri konusunda baskı varken, şimdi tam tersi bir durum söz konusu.

Emniyet Genel Müdürlüğü iç güvenlikte aktif rol aldığından bu pek önemsenmemiş olacak!

Bunun ülke dışı örneklerine bakalım…

İran devrim muhafızları neredeyse 2. bir ordu düzeyinde silahlanmıştır.

ABD’de Milli Muhafızlar, (National Guard of the United States) savaş uçakları dahil her türlü silaha sahip ve erişim yetkisine sahipler.

Avrupa'da bunun bir örneği bulunmuyor.

Kara Kuvvetleri, Jandarma genel komutanlığı dahilinde zaten saldırı helikopteri filosu bulunmakta iken EGM’ye T129 Atak helikopteri teslimi neden yapıldı?

Öncelik olarak akla terörle mücadele geliyor fakat zaten iç güvenlikte JGK, KKK envanterinde yüzden fazla ATAK mevcut. Hali hazırda zaten yurt içinde bulunan terörist sayısı 300'ün altında şeklinde açıklamalar resmi kanallardan yapılmış iken! ve terörle mücadele sınır dışında ağırlıklı olarak devam ederken üstelik  teslim edilen  Faz-2 , Faz-23’ler elektronik harbe karşı kendilerini savunacak şekilde donatılmış. Teröristlerin bu gibi kabiliyeti bulunmazken!

 O halde bir milli muhafız ordusu mu oluşturuluyor? Şeklinde bir soru akla gelmiyor değil!

Toplumsal olaylarda Saldırı helikopteri kullanılamayacağına göre!

Bu tip bir oluşum kuvvetler ayrılığı ilkesine, rejim muhafızlığı tipine dönüşmesi halinde ülkeyi iç savaşa sürükleyebilecek kadar sıkıntılıdır.

 “Türk Silahlı Kuvvetleri, Milli İstihbarat Teşkilatı, Emniyet Genel Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı Taşınır Mal Yönetmeliği Milli güvenlik, kamu düzeni ve kamu güvenliğini ciddi şekilde tehdit eden terör, toplumsal olaylar ve şiddet hareketlerinin meydana gelmesi durumunda TSK, Emniyet ve MİT, taşınır mallarını herhangi bir şarta bağlı olmadan birbirine devredilecektir. “Mevzuat değişikliği de göz önüne alındığında ‘’milli muhafız ordusu’’ oluşumu daha da ağır basmakta.

15 Temmuz’daki olayları bastırmada, Polis Özel Harekât unsurlarının ağırlıklı olarak kullanılmış olması ve sonrasında uzun yıllardır Cumhurbaşkanlığı muhafız alayının tuttuğu nöbet noktalarının, polis özel harekât unsurlarına devredilmesi gibi değişiklerde göz önüne alındığında bir güven sorunu ortaya çıkıyor.

Sonuç

MİT kendi işi olan istihbarat sağlama işine odaklanmalı, bunu ıskaladığı zamanlar ülkede bombaların patladığı beklenmeyen saldırılar olduğunu birçok örnekte gördük, kendi iç eksiklikleri giderme yoluna hız vermeli.

Emniyet asıl işi olan iç güvenlikte etkin olmalı.

Söz konusu değişiklik, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kendisine ait olan malzeme statüsünde olan ürünlerdir. Yani emniyetteki de Milli Savunma Bakanlığındaki hususlar da gerek silah, gerek mühimmat, gerekse de araç ve gereçler, ilgili saymanlıklarca kaydı tutulan hususlardır.

Milli Savunma Bakanlığı’nın kendi saymanlığı kendi kayıtlarını alırken, emniyet teşkilatı da kendi malzemelerini kendi saymanlığı ile kayıt altına almaktadır. Ve kayıt altındaki ürünler, kurumlar arasında düzenlenen bir belge karşılığında birbirlerine gönderilebiliyor. Fakat bunun için bakan onayı gibi uzun bürokratik işlemler gerekiyor.

Örneğin; Milli Savunma Bakanlığı’ndan İçişleri Bakanlığı’na bir malzeme gönderilmek istendiğinde her iki tarafın da bizzat bakan onayına başvurarak malları göndermesi gerekiyordu. Özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da Jandarma ile Kara Kuvvetleri’nin iç içe girmiş olan faaliyetleri esnasında bazı silahların bakımlarının dahi Kara Kuvvetlerinin tesislerinde yapılacak olması çok çeşitli bürokratik sıkışıklıklara neden oluyordu.

İşte bunların önüne geçmek maksadı ile toplumsal olaylar ve terör dahil olmak üzere bu adım atılmıştır. Olayı sadece toplumsal olaylara müdahale ile bağdaştırmak yanlış bir bakış açısıdır. Bu adım sadece; farklı bakanlıkların ihtiyaç duydukları şeyleri, direkt bakan onayına ihtiyaç duymadan gönderilebilmesinin önünü açıyor.

Bir diğer husus ise hem Milli Savunma Bakanlığı’nın hem de İçişleri Bakanlığı’nın envanterinde bulunan silah ve araç gereçlerin uluslararası anlaşmalarla farklı noktalara sevkiyatının önünü açmak için yapılan bir değişikliktir. Örneğin Libya, Suriye ya da Irak içlerinde süren operasyonlarda aktif olarak kullanmak amacı ile istenmiş olması mümkün.

Esasen bu değişiklik İstihbarat yapılanması üzerine inşa edilen teşkilatın hareket kabiliyetini arttırmak daha çok dış örneklerde görüldüğü gibi CIA tarzı etkin operasyonel hale getirmek maksatlı olduğunu söyleyebiliriz.

Irak ve Suriye terör örgütüne yönelik istihbarat ve istihbaratı değerlendirme kabiliyetini arttırdığını gözlemliyoruz.

Terör örgütü PKK’nın üst düzey yöneticilerine yönelik SİHA (UCAV) harekatları bunlara verilebilecek bariz örnekler.

Türkiye’nin ikinci bir 15 Temmuz benzeri girişimi kaldıramayacağı ortada gerek ekonomik gerekse güvenlik açısından büyük ve onarılmaz yaralar açacağı ortadadır.

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI