Kadın Sesi... - ESRA BALKAYA

12 Eylül 2020 Cumartesi 00:20

Nereden çıktığını, kimin ürettiğini, yahut da hangi tarihte hangi şartlarda söylendiğini bilmiyorum ama, genellikle erkeklerin biz kadınlara yönelik sık sık dile getirdiği, benim de hoşuma giden güzel bir yakıştırma vardır... Derler ki, “hayatta en güzel şey; su sesi, para sesi ve kadın sesidir.”

Suyun değeri malum; paha biçilmez... Bazılarımız bunu pek önemsemesek de, yokluğunda bir bardak su için servet ödenebileceğini tahmin etmek, zor değildir. Su hayattır çünkü; onsuz bir yaşam mümkün değildir. Ancak, musluğumuzdan kesintisiz bol su akacağından emin olduğumuz için, onu çar çur eder kullanmadan tüketiriz boş yere.

Para da böyledir... Cebimizde miktarını dahi bilmediğimiz tomarları hissettikçe ‘bol keseden’ harcar, dağıtırız bilinçsizce paramızı... Ne zaman ki miktar azalır, göz ucuyla bile sayılabilecek duruma gelir, o zaman ona daha çok değer veririz; 1 kuruşu bile harcamadan önce, iyice düşünür derinlemesine hesap yapar hale geliriz.

Ya kadın..? Kadın da aynen su ve para gibidir... İster anası, ister kızı, ister sevdiği olsun; bir erkeğin yanında oldukları süre, pek kıymetleri bilinmez, onlara hak ettikleri değer verilmez. İstisnalar vardır muhakkak,; ama bunlar, böyle bir genelleme yapmaya engel değildir.

Ne zaman ki terk edilirler, o zaman ‘çıngar kopar.’ Özellikle, sevgilisi yahut da eşi tarafından terk edilmeyi hazmedemez erkekler... Kabullenemezler bunu... Erkeklik gururları depreşir... Sebebi ne olursa olsun “bana bunu yapmamalıydı”, “benim gibi adama bu yapılmaz” derler.

Çevremizde yaşanan, yahut da medya aracılığı ile duyduğumuz gördüğümüz, kadına şiddet olaylarının altında da bu yatar büyük bir oranla. Sorun ekonomik de olsa, sorun kültürümüz, törelerimiz de olsa; bunun en temel nedeni erkeğin terk edilmeyi kendine yedirememesi, yahut da terk edilme korkusudur.

Bir bakın, kadına şiddet olaylarına... Adam karısını dövüyorsa; ya ona ekonomik sıkıntılarından dolayı istediği hayatı yaşatamamıştır, yahut da ona parayla satın alıp verebileceği bir zevk, bir mutluluk kalmamıştır artık... Her iki durumda da erkek, karısının yahut da kız arkadaşının kendisini terk edeceği korkusuyla, kıskançlık krizine girerek şiddete başvurmuştur.

Peki biz kadınlarda hiç mi suç yok..? Yanlış algılanmasın; kadına şiddeti sebep ne olursa olsun hiç bir hal ve şartta onaylamak mümkün değil. Ancak, bizim de buna zemin hazırlamamamız, daha bilinçli, daha uzlaşmacı ve daha sakin yaklaşım göstermemiz gerekmiyor mu?

O kadar farklıyız ki biz kadınlar... Kıskanılmak isteriz ama aşırısından hoşlanmayız... Korunmak isteriz, sahip çıkılmak isteriz ama esarettten hoşlanmayız... Güvenmek isteriz ama kontrolü elden brakmayız... Duygusalız, çoğu şeye ağlarız... Ancak derinden ağlarsak, kalbimiz deşilmiş demektir; deşene değil, deşildiğimize ağlarız... Ağlasak da, erkeğimize bıkmadan usanmadan şans veririz... Sevdiğimizin bu şansı kullanmasını, değerlendirmesini bekleriz hep.

Tamam da, madem ki erkekler için ‘kadın sesi’ bu kadar önemlidir o zaman suistimale uğramadan, istismara maruz kalmadan, itilmeden kakılmadan önce şu ‘kadınlığımızın sesini’ onlara işittirelim... Unutmayın, bizim karşımızda erkekler çok zayıf yaratıklardır.

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI