Enke’nin Yürek Burkan Hikâyesi - HÜSEYİN GÜL

24 Nisan 2020 Cuma 00:13

Ben, insanların hayat hikâyesini okumayı ve araştırmayı çok severim. Bazılarını da kendime bir idol, bir fundamental olarak alırım. Ama bazı hikâyeler vardır ki; bırakın yazmayı, okurken dahi tüyleri diken diken eder.

Lafı hiç uzatmayayım ve The White Buffalo’nun House Of The Rising Sun coveri eşliğinde konuya giriş yapayım. Zira hava soğuk, yağmurlu ve ziyadesiyle üzücü.

Bugün size bir zamanların en iyi kalecilerinden Robert Enke’nin, 1977’de Jena’da başlayan ve 2009’da kızının mezarının bulunduğu civarda biten o buruk hikâyesini yazacağım.

Buruk diyorum çünkü bir umutla başlayan ve bitkinlikle, depresyonla en acısı da evlat acısıyla biten bir hikâye.

Öyle ya; depresyon Enke’nin peşini hayatı boyunca hiç bırakmadı.

Hannover 96 formasıyla başladığı kalecilik kariyerine sırasıyla Borussia Mönchengladbach, Benfica, Barselona, Fenerbahçe ve CD Tenerife’de devam etti.

Hannover 96’da gösterdiği başarı onu Borussia Mönchengladbach’a, oradan da Benfica’ya götürdü.

Benfica’da ise gösterdiği üst düzey başarı onun Barselona forması giymesini sağladı.

Yeryüzündeki birçok futbolcunun hayaliyle yanıp tutuştuğu formayı 25 yaşında giymiş oldu.

Gerçi ben büyük bir Real Madrid’ciyim ama olsun, Barça da iyidir.

Depresyon yüzünden orada tutunamayınca Rüştü Reçber’in yerine Fenerbahçe’ye geldi. Rüştü, 2002 Dünya Kupası’nda gösterdiği muazzam başarıdan dolayı Barça’nın yolunu tutmuştu çünkü.

Türkiye’ye geldi gelmesine ama Türkiye’deki hikâyesi sadece 90 dakika sürdü. İlk maçında kalesinde 3 tane gol görünce, herkes kendisiyle dalga geçti.

Hatta bizim Türk basını her zamanki cıvıklığıyla işin bokunu çıkarıp; Enke’k Kaleci, Enke’lek Kaleci gibi esprili (!) başlıklar attı.

Aklıma İsrailli futbolcu Haim Revivo’nun sözleri geldi:

“Türk spor basınında doğru olan tek şey, gazetelerdeki tarih.”

Neyse Enke, 90 dakikalık serüvenin ardından gitti.

2008 yılında da şöyle bir röportaj verdi:

“İstanbul’da yaşadıklarım ve o dönem benim hayatımın kırılma noktasıdır. İki yıl önceki kızımın ölümü gibi. Artık futbol benim hayatımda eskisi gibi bir anlama sahip değil yine şu an için futbol hayatımın merkezinde ama kesinlikle her şeyin üzerinde değil. Yine maç kaybettiğimizde sinirleniyorum, kızıyorum fakat eskiden bu bir hafta sürerdi şimdi sadece bir-iki gün.”

Enke, az gitti uz gitti derken kalecilik kariyerine Hannover 96 takımına geri döndü. Orada yılın kalecisi dahi oldu. 2006 yılında ise kızı minik Lara’yı kaybetti. 2009 yılında da önce kızının mezarını ziyaret etti, sonra da 200 metre ötedeki raylara gitti. Arkasında sadece eşinden özür dilediği bir intihar notu bıraktı.

Ölümünün ardından eşi ve doktoru düzenledikleri basın toplantısında şöyle konuştu:

“İstanbul ve Barcelona dönemleri bizim için çok zordu. Her şeyi geride bırakıp başarabileceğimize inandık fakat kızımızı kaybettik, daha çok kenetlendik. Sevgiyle her şeyi başarabiliriz dedik ama olmadı.”

Sevgi, başarmaya yetmemişti…


Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI