Hayata Saba’nın penceresinden bakmak - HÜSEYİN GÜL

8 Ocak 2017 Pazar 17:52

Hatıralarına ve anılarına sadık kalan, sahip çıkan bir adam desem eminim 80 ve öncesi kuşağın aklına gelen ilk isim Ziya Osman Saba olurdu. Geçen cumartesi Çukurova Kitap Fuarı’ndaydım. Özellikle Saba’nın eserlerine ve/veya onun adının geçtiği kaynaklarla ilgilendim. Bu muhterem zatın yaşamındaki kesitleri şiirlerinden okuyanların, hayatın bir yönüne muhakkak Ziya Osman Saba gibi bakmışlığı vardır. Merak edenler araştırsın diye Saba’nın kişiliği, karakteri, perspektifi veya yaşamı hakkında bir yorumda bulunmayacağım. Bir çok okuru gibi beni de etkisi altına alan bu şair, dünü bırakıp yarına odaklanmamız gerektiğini iddia edenlere karşı, yarının teminatının aslında geçmişimiz olduğunu öğretti bana. Ne zaman kendimle baş başa kalsam, geçmişle günümüzü bu nedenle kıyaslarım belki de…

***

Bizler daha küçüktük ama görürdük. Şimdi de idrak ediyorum. Sevdaların gecelik değil de ömürlük olduğu yılları. Taşların altına konurdu mektuplar. İçi içine sığmayan delikanlılar aşklarını çay bahçelerinde beklerdi. Eller de utangaçtı diller de. Beden ve ruh ticareti başlamamıştı henüz. Ne helale haram katılırdı, ne yalana dua. Kim akıllı kim deli belli. Genç yaşta ölen çoktu ama hepsi de iliklerine kadar insani.

***

Yere düşeni kaldıran delikanlı ruhu arıyoruz bugün. Evine ekmek götüremeyen babalar vardı da, hepsinin başları önüne eğik. İnsanlar hal hatır sormaya meraklıydı dedikoduya değil. Mutfak pencerelerinden türküler söylerdi anneler. Kasap dükkanlarının boncuklu iplerden kapıları vardı da, etleri ithal değil... Ortalık çiçek kokardı. Komşuluğun bütün kapıları açık. Evlerde alçıdan biblolar, limon kolonyaları. Kapı önlerinde ince saz geceleri. Yıldızların altında şarkılar söylenen mahalleleri arıyoruz bugün.

***

Baharın kokusu içine çekilirdi, dengesiz değildi mevsimler. Adı üstünde delikanlı. Elbette gençlerin berduşluğu da vardı ama mahallenin yasalarına saygıları büyüktü. İçen kendine içerdi, insanları rahatsız etmeye değil. Ülkenin her karış toprağında etle kemiğin kardeşliği vardı. Şimdiki gibi hain yağmurunun hayali bile kurulmazdı da. Telgrafın tellerine konan kuşları arıyoruz bugün. Toklar açın halinden anlardı, gururunu incitmeden yapardı yardımlarını. İnsanlar yalana yabancı, içtenlikle arkadaş. Tenekelerle trompet çalardı çocuklar. Arsalar onların hizmetindeydi, çok katlı binaların değil. Hepsinin yüzünde ter izleri, gömlekleri güneş lekeli. Baş ve orta parmak arasındaki bilyeler, çocukların bakışlarının izlerini çizerdi toprağa. Hayallerin gözü kara! Geceleri hepimizin başını döndürürdü gökyüzü. "Önüm arkam sağım solum sobe." Saklambaç oynarken kaybolan arkadaşlarımızı arıyoruz bugün.

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI