İşe giderken - HÜSEYİN GÜL

7 Şubat 2017 Salı 09:16

Her gün düşerim yollara. Kafamda çoğu zaman ifade etmeye gerek duymadığım türlü düşünceler... Yolumun üzerinde bir çiçekçi kadın var. Bazen dertleşiyoruz. İnsanların çiçek alırken bile avaz avaz bağırarak konuşmasından rahatsız oluyor. "Susun" diyor müşterilerine. "Çiçeklerimi ürkütüyorsunuz!" Tezgahındaki susamları kuşlara dağıtan bir simitçi var, 2000 Evler Mahallesi, Bülent Ecevit Bulvarı’nın hemen girişinde. En çok korna seslerinden şikayetçi. "Herkes birbirine saldırmak için fırsat kolluyor abi" dedi. Bağıran şarkıcıları bile dinlemiyormuş artık. Konuştuğum üniversiteli bir genç, "İnsanlar nefret kondisyonu yüklenmiş abi" dedi. "Sanki herkesin birbirine küfür ve hakaret borcu var!" İçinde küfür olmayan komik filmlerimiz iş yapmıyor artık. Zarafet ve sükunet sizlere ömür!

***

Önceki gün sokak ortasında biri yatıyordu da, kadının biri, "İnsanlık ölmüş" dedi. Başka biri, "Biz izin vermeseydik ölmezdi" dedi. İnsanlığın en iyi hallerini bilen biri olduğu için belki. Ama ne yazık ki bir başkası da, "Ölmüşse ölmüş ne yapalım" diye karşılık verdi. İnsanlığın içine girebileceği cesetlerden biri olarak! Adana’nın en yürekli halini bilirim. Paranın adam yerine konmadığı, alınanın yerine konduğu yıllar. Ahşap kokardı mahalleler. Otobüsler, müsait bir yerlere rüya taşırdı. Çocuklar sokaklara emanetti, anaların gönlü rahat. Delikanlılar yasaklanmış kitapların kurdu olurlardı en fazla. İnsanın değil.

***

Bu şehirde kendini onarırdı hayat. Adana’nın insanı iyiliği, güzelliği ve zarafeti severdi. Daha çok severek iyileştirirdi yaralarını. İnsanlık paranın üzerindeydi. Yeni Sadri Alışık yaratmayı istemedi sistem, kravat takan katilleri affetmeyi istediği kadar. Düşünüyorum da, katlettiğimiz değerler bizlere seslenirken, bizler duyduk mu ki Adana bizi duysun. Ama hiç olmazsa o resimlerin içindeki çığlıkları, yaptıkları kaba siyasetin kulaklarını çekmeyenler duysun..

***

Yine karşıma çıkan bir adama gazeteci olduğumu söyledim de, "Biraz komik şeyler yazsana" dedi. "Nasıl yani?" dedim. "Güldür bizi" dedi. "Anam ağlıyor okurken!" Sabahları kelimeleri tıraş ediyorum. Gömleğini ütülüyorum cümlelerin. Kahvesini ısmarlıyorum öznelerin. İçimdeki sessiz harflerin karşısında tek sıra halinde yürüyor gerçekler. "Komik olmayın" diyorum. "Herkes bize bakıyor!"

***

Başkasının elindeki suyu bile gözleriyle içen adam konuştukça açıldı. "Mesela" dedi, "Suyun çeşmelerden içildiği yıllar falan yazılıyor ya..." "Eee " dedim. "Onlar komik geliyor bana." "Neresi komik?" diye sordum. "Abi çeşme mi kaldı. Nedir bu teknoloji düşmanlığı?" "Bırak" dedi, "çocuklarımız elektronik beşiklerin tadını çıkarsın." "Sen görmedin onlar görsün!"

***

Bizim gördüklerimizin değerini nereden bilsin adam. "Ben kuşların sesini dinleyerek huzur buluyorum" dedim, "puştları değil!" Kırmızı ışıkta geçerken yüzü kızarmayan adamlar vardı, ikimizin de göz hizasında. Oralı olmadı. "Sen boş ver bunları" dedi. "Transferde ne haberler var?" Bir kahkaha attı. Anlatmak istediklerimle, karşımdaki insanın anlamak istedikleri farklıyken. "İstediğin bütün yalanları transferde bulabilirsin" diyerek, onu kendi kulvarında bıraktım. Bir hayal biletçisi olarak, şimdiki zamanın içinde demode kaldığımı bildiğim içindir ki. Ben de yalnızlığın patikasında geçmişe doğru yürümeye başladım. Dilimde unutulan şarkılardan biri. "Dil şad olacak diye kaç yıl avuttu felek.".

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI