Hissettiğin Kişisin! - MERVE SÖKMEN

10.2.2022 17:33:00

Bazı adamlar kadını, bazı adam(!)lar en dibi hak eder... Neden biliyor musunuz? Her erkek adam değildir. Burada ‘adam’ kelimesi cinsiyetçi bir tabir olmamakla beraber, çoğu erkekten ayrılan, bir farkı olan adam, kadına eziyet etmeyi bir kenara bırak, onu mutlu etmekten mutluluk duyar.

Peki ya özgürlük?

Özgürlük... Serbest olmak sanılan gökyüzü maviliği... Ve mavilikten uzak düşler öyküsü...

Bir karar vermek zorundasın! Hemen, şimdi! Çünkü bu belirsizlikten aldığın karar kurtaracak seni! Ya her şeye rağmen daha da beyazlaşacaksın, ya da acıları kendine bahane edip kendine yabancılaşarak yaşayacaksın…

Özüne dön! Bu dünya kendini unutacak kadar yavaş dönmüyor. Ömür uzun değil, herkes gider, her şey geçer, sadece sen kalırsın sende. Özünü yitirirsen kaybolursun. Bir bak çocukluğuna, ne kadar da masumdun öyle değil mi? Rengârenk kalemlerin vardı, belki hiç oyuncağın yoktu ama mutluydun. Çünkü taşlarla oynardın sorun değildi pahalı oyuncakların olmaması. Bir şekilde gülmenin yolunu, özüne olan yakın yaşın sebebiyle keşfedebiliyordun. Henüz kararmamıştı kalbin. Ermemişti aklın kötülüklere. Özgürdün! Seni aşağı çeken zincirlerin, yüklerin yoktu.

Ya şimdi? Şimdi de özgür müsün?

Değiliz. Hepimiz var olmayanda gördüğümüz mutluluğu var olanda yitirdik. Elimize ne geçtiyse bizi adım adım uzaklaştırdı sevgiden, merhametten…

Deniz tüm karmaşalara rağmen yine başarmıştı güçlü kalmayı. Halası ve yeğeniyle yaşayacağı minik ve şirin bir ev tutmuştu. Yangında hasar görmeyen eşyalarıyla birlikte eve taşınmışlar, zorlukların üstesinden üç kadın birlikte gelmişlerdi.

“Deniz? İstersen çık biraz yürüyüş yap kızım çok bunaldın.” Dedi Gülbahar. Deniz de başıyla onayladı ve ihmallerle kıymeti bilinmeyen, hala tadilatları ve birkaç süsleme dışında düzenlemeleri yapılmayan fakat buna rağmen ona iyi gelen Eski Baraj’a doğru yürümeye başladı. Yürürken de düşünüyordu.

*DENİZ*

Bazen düşünüyorum da yanlış zamanda mı yaşıyorum acaba? İnsan kendini ait hissettiği yaştadır derler ya bu da öyle bir şey olsa gerek. Evet, ben kendimi Cumhuriyetin ilk yıllarındaki o neşeli Firuzan Hanım’larına, Osmanlının zarafet kokan Dilruba’larına, Oba halkının güleç Yörük kızlarına ait hissediyorum. Bu döneme ait değilim. Bir ben var içimde, masum, sıcak, insan kokuyor buram buram… Ah Tarzan! Nereden çıktın karşıma? Beni ben yapanların arasında en yürek yakanı sen oldun bu tavırlarınla. Hani aramadın da kaç gündür? Neredesin acaba? Aman arasa ne olacak kızım, zaten mantıksız değil mi bu yürek depremi, sana XXL değil mi?..

Deniz tüm bu düşüncelerle dalgın dalgın yürürken, Mahir de Deniz’i düşünüyordu. Acaba gidip konuşsa, anlatsa içindekileri, ne tepki verirdi? Kaçıyordu Mahir. Ona zarar vermek istemiyor fakat bu aşkı da içine gömmek istemiyordu. Zümrüt’ten bir an evvel ayrılmalı, Deniz’in karşısına öyle çıkmalıydı. Peki, ama nasıl yapacaktı bunu. Hafta sonu ailesi gelecekti. Annesini ikna etmek istiyor, bu sevgisiz, gereksiz evliliği noktalamayı düşünüyordu uzun zamandır. Fakat oldukça gelenekçi ailesi buna ne tepki verirdi? Tabi ki çok zor olacaktı… (Devam Edecek)

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI