Kır Zincirlerini - MERVE SÖKMEN

11.2.2022 14:24:00

Mahir, ailesini hava alanından almış, büyükçe villalarına yerleştirmişti. Ailesinin Zümrüt ile oturması için aldığı bu villa ona o kadar dar geliyordu ki yeğeni Mercan olmasa dayanamazdı. Yeğenini töre dedikleri vahşetten kurtarmıştı, kendisini nasıl kurtaracaktı bu zoraki evlilikten? Boşanmak ailesinde asla kabul edilmezdi. Bu saçma adetler yüzünden kaç aşk yitip gitmiş, kaç genç kurban edilmişti mutsuzluğa sürüklenerek…

Mahir annesi Semra Hanım’a kahve yapan Zümrüt’e bir bakış yollayarak odada annesiyle yalnız kalmayı başarmıştı. Şimdi kelimeler boğazında düğüm düğüm, aşkı ise kalbinde uçmayı bekleyen bir kuş gibi çırpınıyordu. Babası ve kardeşleri bahçede çevreyi geziyorlar, ahır ve müştemilatta değişiklikler yapmayı planlıyorlardı. Annesiyle konuşmanın tam sırasıydı. Semra Hanım ise her zamanki havasıyla, “Oğlum de ne diyeceksen, gelinimle alışverişe çıkacağız. Yokluğumda hiç bakamamışsın karına!” Dedi. Mahir düşündü. Kendisi bu kadar mutsuzken, ana dediği kadın bunu nasıl fark etmiyordu? Aşiret olmak en safi duyguları öldürmeye nasıl da yetebiliyordu? Hemen bir şeyler yapmalı, hazır cesaretini toplamışken zincirlerini kırmalıydı artık. Deniz’e kavuşamasa bile mevcut durumdan kurtulmak istiyordu. Üstelik Semra Hanım her gelişinde torun istediğini vurguluyor, Mahir’i daha da zora sokuyordu. Birden bağırdı:

“Anne yeter artık! Bir kez olsun bak, gözlerime bak da gör mutsuzluğumu. Mutsuzum anne. Siz istediğiniz için sevmediğim bir kadınla evlendim ve yapamıyorum. Bir gün olsun Zümrüt’e sevgiyle yaklaşamadım. Kendimi çok zorladım ama olmadı anne! Görmüyor musun beni gör artık anne gör! Nasıl yandığımı tükendiğimi gör artık!”

Ortalık buz kesmişti… Semra Hanım donup kalmış, gözlerindeki sertlik yerini hüzünlü bakışlara bırakmıştı. Ancak ağırlığını bozmak ona yine zor gelmiş, odayı terk etmekle yetinmişti.

Mahir ise sinirle, arabasına atlayıp gitti. Yol boyu nereye sürdüğünü bilmeden hıçkıra hıçkıra ağlıyordu koca Tarzan! Demek ki aşk böyle bir şeydi. Ormanların zıpır çocuğu da olsan, feriştah da olsan, aşka düşmeye gör! Üstelik Mahir gibi zincire vurulmuşsan, uçamıyorsa kanatların sevdiğine, yanman kaçınılmazdı! Arabayı Deniz’in çalıştığı bankaya doğru sürdü Mahir. Hışımla girdi içeri. Deniz’i kolundan tuttuğu gibi dışarı çıkardı. Deniz’in dili tutulmuş, bankadaki herkes şaşkına dönmüştü. Mahir dışarı çıkar çıkmaz Deniz’i tutkuyla kendine çekip birden öptü o aşk kirazı dudaklarından. O an dünya durmuştu sanki. Tüm bilinenler, ezberler, sistemler, zemberekler yoktu. Bir tek ikisi kalmıştı o an. Sonra durdular. Deniz şaşkın ve acılı gözlerle bakıyordu Mahir’e. “Deniz. Evet, ben evliyim. İnan bana ailemin zoruyla olan ve bir anını bile istemediğim bir imzadan ibaret bu evlilik. Sana âşık oldum ben Deniz. Aşığım sana. Seni görmediğim her an deliriyorum. Gözlerin, özgür kuşların uçtuğu gökyüzü, saçların kanatlarım sanki. Anla beni ne olursun.”  Deniz ne diyeceğini bilemedi. Çareyi susmakta bulmuştu. O sustukça Mahir dolu gözlerle bir cevap bekliyordu. Fakat ne diyebilirdi ki? O da Mahir’e âşıktı ancak bu aşk imkânsızdı. Bir dizi film değildi ki hayat. Deniz korkuyordu. Birden ellerini Mahir’den kurtarıp bankaya doğru koştu. Mahir, arkasından koşup kolunu tuttu: “Deniz. Sana söz veriyorum, her şeyi düzelteceğim. Lütfen kaçma. Lütfen gitme. Akşam seni ilk buluştuğumuz yerde bekleyeceğim. Gelmesen de bekleyeceğim seni.” (Devam Edecek)

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI